Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Kadınlarda Haya Duygusu ve Örtünmenin Hikmeti
Perşembe, 17 Mayıs 2012
M. Ali KAYA
Giriş:

Yüce Allah insanı yarattığı zaman onun ruh cevherine üç temel duygu yüklemiştir ki bunlar insanın insanlık duygularıdır. Bunlar “Akıl” “İnanç” ve “Hayâ” duygularıdır. Akıl insanın seçme duygusu olan iradenin sağlıklı işlemesini sağlar. İnanç ise aklın gereği olan ve insanın aczinin ve fakrının eli yetişmediği hususlarda her şeyin yaratıcısı olan Allah’ı bilme ve “İlim, irade ve kudreti” ile her şeyi yarattığına inanmaktır. Hayâ ise insanı her nevi yanlıştan koruyacak olan ve ahlâki gelişimini sağlayan utanma duygusudur.

Allah insanın insanlığının gelişimi ve cennete layık hale gelmesi, nefis ve şeytanın şerlerinden korunması için insan aklını, inancını ve ahlakını korumak ve yol göstermek amacı ile insanlardan peygamberlerini seçerek “Vahiy” ile onlara yol göstermiş ve insanlığa örnek olmalarını sağlamıştır. Bu da yüce Allah’ın insana olan merhamet ve şefkatinden kaynaklanır.
İnsanın insanlığını geliştiren akıl, iman ve hayâ duygusu ancak dini terbiye ve metotlarla gelişme kaydeder. Nitekim rivayetlerde yüce Allah Hz. Âdem’e cennette hediye ettiği bu temel üç duygudan birisini tercih etmesini istemiş Hz. Âdem (as) da “Aklı” tercih etmiştir. İman, akıldan ayrılmaması gerektiği için, hayâ da imanla beraber bulunduğu için Hz. Âdem (as) her üçüne de sahip olmuş ve Hz. Âdem (as) zamanından günümüze böyle gelmiştir.

Etiketler:  Haya Tesettür Örtünme Kadın Erkek Haya Duygusu ve Örtünme Örtünmenin Hikmeti İffet Namus Başörtüsü
Devamını oku...
 
İslamın Gençlere Verdiği Önem
Salı, 15 Mayıs 2012
M. Ali KAYA
Giriş:

“İnsan bir yolcudur; ruhlar âleminden, anne karnından, çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabirden, haşirden ve sırattan geçen bir yolculuğu vardır.” (Bediüzzaman) Bu yoculuklar esnasında her menzilde üzerine düşen görevler ve vazifeler vardır. Bunların içinde en önemli olan dönem “Gençlik” dönemidir. Gençlik dönemi “Buluğ” ile başlayan ve kişinin iradesi ve aklı ile hareket etmesi gereken dönemdir. Bu dönem (14–40) yaşı arasında bulunduğu dönemdir. Bu dönem içinde de en önemli dönemi 15–25 yaş arasıdır ki genellikle “Gençlik” denince bu dönem akla gelmektedir. Bu dönem ayrıca insanın “Eğitim ve Öğretim” dönemi saylır. İnsan hayata ancak 20 yaşından sonra atılır. Bu nedenle 1-6 yaş arası “Aile Eğitimi” 6-14 yaş “Temel Eğitim” ve 15-25 yaş arası da “Hayata Hazırlık” dönemi olarak kabul edilmelidir.

Eğitim de “Temel Eğitim” “Ahlak ve Din Eğitimi” ve “Akademik ve Meslek Eğitimi” olmak üzer üçe ayrılır. Temel eğitimde “Temel Bilgilere” yani herkesin mutlaka öğrenmesi gereken okuma-yazma, hayat bilgisi, matematik bilgisi ve din bilgisi gibi temel bilgiler verilir. Hayata hazırlık döneminde ise Temel Eğitim” üzerine bina edilen ve ihtisasa yönelik “Pratik Eğitimi” de içine alan eğitim verilir. Bu da “Akademik Eğitim” ile “Meslek Eğitimi” olmak üzere ikiye ayrılır. Akademik Eğitim alanlar akademik yüksek okullara, meslek Eğitimi alanlar da Meslek Yüksek Okullarına yönlendirilerek ihtisas eğitimi alırlar. Böylece hayata donanımlı olarak atılmaları ve iş sahibi olmaları sağlanır.

Etiketler:  Genç Gençlik İslamın Gençlere Verdiği Önem Eğitim Kurtuluş Çaremiz Hayat Yolculuğu Halimiz ve Ahvalimiz Gençliğin Değeri
Devamını oku...
 
İmanın Artması ve Güçlenmesi
Pazartesi, 14 Mayıs 2012
M. Ali KAYA
İman kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmektir. Kalb ile tasdik ettikten sonra kişinin iman konusundaki bilgisi, Allah’ın ayetleri hakkındaki ilmi ve Allah’ın isim ve sıfatları konusundaki delilleri arttıkça ve ayet-ı beyyinatı tefekkür ettikçe mü’mini imanı artar, yani güçlenir.
 
Bu husus Kur’an ayetleri ile sabittir. Nitekim yüce Allah “Allah mü’minlerin imanları artsın diye sekinet indirendir.” (Fetih, 48:4) Bu ayette yüce Allah mü’minlerin imanlarını artırarak düşman ve ölüm korkusundan kurtardığını ifade etmektedir. Hidayetin artması da imanın artması olarak ifade edilmiş ve “Allah onların hidayetlerini artırmıştır” (Kehf, 18:13; Müddessir, 74:31) buyurmuştur. Kur’ân-ı Kerimin ayetleri nazil oldukça mü’minlerin imanlarının arttığını da yüce Allah “Sureler indikçe iman edenlerin imanları artar ve birbirlerine müjde verirler” (Tevbe, 9:124) “Mü’minlere ‘Düşmanlar sizin için ordu hazırladılar, onlardan korkmaz mısınız?’ denilince o mü’minlerin imanları artar da ‘Bize Allah yeter! O ne güzel vekildir’ derler.” (Âl-i İmran, 3:173)

Etiketler:  İmanın Artması İmanın Güçlenmesi İman Tasdik Yakin İlim Amel İbadet
Devamını oku...
 
İmanda Terakki ve Tekamül
Pazartesi, 14 Mayıs 2012
M. Ali KAYA
İman insanın yaratılış amacı ve ibadetin kapısıdır. İman olmazsa Allah bilinmez, Allah bilinmeyince Allah’a itaat ve ibadet olmaz. Bediüzzaman “Kâinatta en yüksek hakikat imandır; imandan sonra namazdır” (Tarihçe-i Hayat, 2006, s.226) buyurur.  Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne iman ediniz…” (Nisa, 4:136) ferman eder. Yüce Allah’ın iman edenlere “İman edin” ferman etmesi, imanın bir defa “İnandım” demekle tamam olan bir ibadet olmadığını, devamlı olarak imanı yenileme ve imanı takviye etme ve imanı artırma gereğine işarettir.

“Ben cinleri ve insanları beni tanısınlar, bana iman ve ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat, 51:56) buyuran yüce Allah ibadetin öncelikli olarak imanla başlayacağını ifade etmiştir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Ayetü’l-Kübra” isimli risalenin başında bu ayeti izah ederken “İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi kâinatın yaratıcısını tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Ve o insanın vazife-i fıtratı ve fariza-i zimmeti, marifetullah ve iman-ı billahtır. Ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir” (Şualar, 2005, s.166) demektedir.

Etiketler:  İmanın Artması İman Etmek İmanda Terakki ve Tekamül Yakîn İlmel Yakin Aynel Yakin Hakkal Yakin
Devamını oku...
 
Kader İmanın Sınırları
Perşembe, 10 Mayıs 2012
M. Ali KAYA
Soru: Kader ve kazaya yani hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanıyorum derken kadere iman hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanmakla mı sınırlı? Kısacası kadere inanıyorum derken biz başka nelere de inandığımızı tasdik etmiş oluyoruz?

Cevap: Kader Allah’ın ilim ve iradesinin tecellisi olduğu için Allah’ın ilim ve iradesinin kapsamı kadar geniş bir kavramdır. Malumdur ki Allah’ın ilmi ve iradesi her şeyi kuşatmıştır. Geçmiş gelecek, ezel ebed, dünya ve ahrete ait hiçbir şey Allah’ın ilmi ve iradesi haricinde olamaz. Allah irade etmez ve dilemezse bir atom hareket etmez ve sinek kanadını oynatamaz.

Yüce Allah “Allah dilemedikçe sizler isteyemezsiniz” (İnsan, 76:30) buyurur. Bu ayete göre Allah’ın iradesi her şeye hâkimdir. Meşiet-i İslamiye asıldır, kader hâkimdir. Meşiet-i ilâhiye, meşiet-i insaniyeyi geri verir. “Kader hükmedince iktidar-ı beşer konuşmaz, insanın cüz’î iradesi susar. (Mektubat, 56) Bu nedenle Allah’ın iradesi her şeye hakim olduğu için biz insanlar yapacağımız işlerde dahi “tabi, tabi” yerine “İnşallah, inşallah” demekle mükellefiz. Geleceğe ait her konuda “Allah dilerse” “Allah izin verirse” diyerek kaderin müsaade etmesi ile yapabileceğimizi belirtir. Çünkü meşiet-i ilâhiye ile vücuda gelen işlerde “inşallah” yerine bilerek “tabi tabi” demek büyük hatadır. (Mektubat, 237)

Etiketler:  Kader Kadere İman İlim İrade Kudret Meşiet Maşallah İnşallah Hayır Şer
Devamını oku...
 
Takvayı ve Sünneti Korumak
Perşembe, 10 Mayıs 2012
M. Ali KAYA
Soru: Kastamonu Lahikası 48.mektupta geçen , “Hadisat-ı zamaniye bahanesiyle vahhabilik ve melamilik bir nevine zemin ihzar etmek tarzında bazı ruhsat-ı şer'iyeyi perde yapıp eserler yazılmış. Risaleten-nur gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-i islamiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı sünnet-i seniye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir sevk-i zaruretle hadisatın fetvalarıyla onlar terk edilmez” cümlesini izah eder misiniz?

Cevap: Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Risale-i Nurlar” ile bid’at ve dalalet fırkalarının dini tahrif etmelerine karşı Kur’an-ı Kerimi tefsir ederek “Asr-ı Saadet”te olduğu gibi takva, azimet ve sünnet-i seniyeyi muhafaza etme vazifesi ile muvazzaftır. Bu nedenle sadece ehl-i dalaletin dine olan hücumları yanında iyi niyetle “din kolaylıktır” diye güya dini sevdirme fikri altında ruhsat-ı şer’iyeyi perde yaparak pek çok bid’aları, yani dinde olamayan adet ve ibadetleri dine dâhil edenlerle de mücadele etme vazifesi ile muvazzaftır.

Etiketler:  Risale-i Nur Nur Talebesi Vehhailik Melâmilik Takva Sünnet Sünnet-i Seniye Azimet Ruhsat Fetva
Devamını oku...
 
Hz. Ebubekir ve Alinin Fazileti
Çarşamba, 09 Mayıs 2012
Derleyen: Şemsüddin Ahmed Efendi

Bir gün Hz. Ebubekir (ra) ile Hz. Ali (ra) peygamberimizin (sav) evinin kapısında karşılaştılar. Hz. Ali (ra) Hz. Ebubekir’e yol verdi ve girmesini istedi, ancak Hz. Ebubekir (ra) geri durdu ve “Ya Ali! Önce sen gir!” dedi.

Hz. Ali (ra): Önce sen girmelisin zira “Her iyilikte önde olan, her hayırlı işte ileri olan ve herkesi geçen sensin” dedi.

Hz. Ebubekir (ra) “Resulullah’a daha yakın olan sensin. Önce senin girmen gerekir” dedi.

**
Hz. Ali (ra) “Ben senin önüne nasıl geçerim ki senin hakkında Resulullah (sav) “Ümmetimden, Ebubekir’den (ra) daha üstün bir kimsenin üzerine güneş doğmadı” buyurmuşlardır dedi.

Hz. Ebubekir (ra) “Ben senin önüne nasıl geçerim peygamberimiz (sav) Fatıma’yı sana verdiği gün “Kasınların en iyisini erkeklerin en iyisine nihakladım” buyurdu.
Etiketler:  Hz. Ali Hz. Ebubekir Cebrail Hz. Muhammed Peygamberimiz Allah Resulü Resulullah Hz. Alinin Fazileri Hz. Ebubekirin Fazileti
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 17 Toplam: 1408