Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Aklın Mahalli
Salı, 15 Nisan 2014
AKIL BEYİNDE Mİ KALPTE Mİ?
M. Ali KAYA

İnsanın en değerli varlığı aklıdır. Allah akıldan daha değerli bir şey yarat-mamıştır. “Kime akıl vermiş ise onu mutlaka cennetime alacağım.” buyur-muşlardır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde akla kalp demiştir. “Biz cinlerden ve insanlardan pek çok cehennemlikler yarattık. Onların kalpleri vardır; ama anlamazlar. Gözleri vardır; ama görmezler. Kulakları vardır; ama işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir; belki daha da aşağıdırlar.” (A’raf Suresi, 7:179.) ayetinde kalbi anlama mahalli olarak zikretmiştir ki bu akıl demektir. “Onlar yeryüzünde gezmezler mi? Akıl edecek kalpleri yahut işitecek kulakları yok mudur? Kör olan onların gözleri değil, sinelerindeki kalpleri kördür.” (Hac Suresi, 22:46.) ayeti de kalbin akletme merkezi olduğunu anlatmaktadır.

İsra Suresinde de peygamberimize hitaben “Yedi gök ve yer ile bunların arasında olan her şey Allah’ı tesbih eder ve Onu zikrederler. Hiçbir şey yoktur ki Onu zikredip Onu tesbih etmesinler. Lakin siz onların tesbihatını anlayamazsınız. O ise hilim sahibi ve çok affedicidir. Sen Kur’an okuduğun zaman ey Resulüm biz Ahirete inanmayanlarla senin aranda görünmeyen bir perde çekeriz. Kalplerine onu anlamalarını önleyen bir örtü geçirir, kulaklarına da ağırlık veririz. Sen Kur’anı yalnız başına okuduğun zaman da onlar arkalarını döner ve nefretle kaçarlar.” (İsra Suresi, 17:44-46.) buyurarak anlmalarının ancak kalple mümkün olduğunu, ahirete inanmadıkları için de kalp gözlerinin ve anlayışlarının olmadığını anlatmaktadır.

Etiketler:  kalb iman akıl vicdan ruh beyin
Devamını oku...
 
Asayiş ve Müspet Hareket
Cumartesi, 17 Ağustos 2013
M. Ali KAYA

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri daima "Müspet Hareket" prensibini esas almış ve asayişi korumayı amaç edinmiştir. Mutlakıyet döneminde, Meşrutiyet döneminde ve Cumhuriyet döneminde hep aynı ilkeli davranışı muhafaza etmiştir.  Sosyal ve siyasi olaylarda daima yatıştırıcı rol oynamıştır. 31 Mart 1909'da Bediüzzaman isyan edenlere destek olmadığı gibi, isyan edenleri vazgeçirmek için elinden geleni yapmıştır. Bütün çabalarına rağmen sekiz taburu isyandan vazgeçirdiği halde isyanı önleyememiştir. İsyanı bastırmak için gelen "Harekat Ordusuna" da destek olmamış İzmit'e gitmiş; ama orada yakalanarak İstanbul'a getirilmiş ve "Divan-ı Harb-i Örfi'de yargılanarak berat etmiştir. Bu hususlar "Divan-ı Harb-i Örfi" isimli eserinde ayrıntıları ile anlatılmıştır.

1914 yılında Bitlis yöresinde İttihat ve Terakki'nin şeriate aykırı uygulamalarına karşı Melle Şeyh Selim, Şeyh Şehabettin  ve Seyyid Ali Seyda'nın önderliğindeki Bitlis İsyanına karşı duruş sergilemiştir. Bediüzzaman'a "Gel harekatımıza katıl!" dedikleri zaman Bediüzzaman "Senin isyan ettiğin ve savaşacağın Osmanlı ordusunda yüz bin evliya var. Ben bu orduya kılıç çekemem!" diye Şeyh Selim'i ikaz etmiştir. Irakta aynı dönemde isyan eden Şeyh Abdüsselam Barzani ile aynı tarihlerde Osmanlı'ya karşı çıkan bu isyanı İranlı Kürt Smail Ağa Simko Şikaki'nin destek vermesi de anlamlıdır. Sonuçta Şeyh Selim Bitlis'te ve Şeyh Abdusselam Barzani de Musul'da idam edilmiştir. Gazeteci Nevzat Bingöl 1914 yılındaki bu isyanı "Bitlis İsyanı ve Şeyh Selim" ismi ile kitaplaştırmıştır. (İlgili kitaba Bingöl Bilgi Kitabevinden temin edilerek bakılabilir.)

Etiketler:  Müspet Hareket Bediüzzaman Asayiş Divan-ı Harb-i Örfi Cihat Manevi Cihat
Devamını oku...
 
Müspet Hareket ve Manevi Cihat
Cumartesi, 17 Ağustos 2013
M. Ali KAYA
Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin "Talebelerine Son Dersi" isimli mektup önemli hususları ihtiva etmektedir. Bunları "Müspet Hareket, Manevi Cihat, İman Hizmeti, Vazife-i İlahiyeye Karışmamak, Asayişi Korumak, Sıkıntıları Sabırla Karşılamak" (Emirdağ Lahikası, 2006, s. 870) şeklinde özetlemek mümkündür.

Bediüzzamanın bu mektubundan şu hususları da çıkarmak mümkündür:

1. Bizim vazifemiz hizmettir, netice Cenab-ı Hakka aittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz. Bu bir "Cihad-ı Manevidir."

2. Kuvvet ancak harici düşmana karşı kullanılır. Dahilde ise bütün kuvvetimizi asayişi muhafaza için kullanılır. Dahilde cihat manevidir; amanevi tahribata karşı müspet iman hizmetini yapmaktır.

3. Mesleğimizdeki kuvveti asayişi korumak için kullanmalıyız. Bir cani yüzünden onun kardeşi, hanedanı çoluk çocuğu mesul olmaz. Suç işeleyenindir. "Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez." (En'am Suresi: 164) Bu nedenle bütün kuvvetimizle asayişi korumak için çalışmalıyız.

Bediüzzaman "Rızay-ı ilâhiye göre müspet iman hizmetini yapmak" ifadeleri ile bu zamanda Allah rızasının ancak "Müspet iman hizmetinde" olduğunu açıkça ifade etmiştir.

Bediüzzaman "İki elimiz var. Yüz elimiz de olsa ancak Nur'a kafi gelir." (Lem'alar, 2005, s.269) demektedir. Hem topuz, hem nur göstermek bu zamanda geçerli hizmet değildir.
Etiketler:  Bediüzzaman Müspet Hareket Asayişin Korunmsı Asayiş Hürriyet Cihat Manevi Cihat İman Hizmeti
Devamını oku...
 
Siyasi Bektaşilik
Cumartesi, 17 Ağustos 2013

M. Ali KAYA
            Bediüzzaman hazretleri "Hakikat namına ve imanı kurtarmak ve bid'alardan muhafaza etmek hesabına… Alevleri fena cereyanlara kaptırmamak, müfrit Rafizîlik ve siyasi Bektâşîlikten muhafaza etmek… Küfr-ü mutlaka girmekten koruyan Âl-i Beyt sevgisini esas alan alevileri ehl-i sünnet dairesine çekmek… Ehl-i imanın vahdetine zarar veren siyasi cereyanlardan Alevileri korumak ve Ehl-i Beyt sevgisini esas alan Nur dairesine çekmek çok önemli bir hizmettir. (Hizmet Rehberi, 1993, s. 81) buyururken "Siyasi Bektaşilik" ifadesini kullanır. Biz bu ifadeden yola çıkarak siyasette Bektaşilik kavramı üzerinde durmak istiyoruz. Öncesinde Bektaşilik konusunda kısa bir bilgi verme gereğini de duyduk.

Bektaşiliğin kendisine isnat edildiği Hacı Bektaş-ı Veli (ks) 645/ 1247 tarihinde doğmuştur. Nesebi İmam Musa Kâzım yoluyla peygamberimize (asm) dayanmaktadır. Şeyh Hoca Ahmed Yesevînin haifesi Şeyh Lokman'dan zahiri ve batınî ilimleri öğrenmiştir. H. 680 M. 1281 yıllarında Anadolu'ya gelmiştir. Andolu'ya gelmeden önce Hacca gittiği için kendisine "Hacı" unvanı verilmiştir.

Önce Kayseri'ye gelen Hacı Bektaş-ı Veli (ks) daha sonra Kırşehir'in bu gün Hacıbektaş yöresine gelerek dergahını kurmuş ve halkı irşat etmeye başlamıştır.

Ehl-i Sünnet itikadı ve ameli üzerine hareket eden Hacı Bektaş-ı Veli'nin müntesipleri daha sonra Hacı Bektaş'ın adını kullanarak Bektaşiliği Kur'an ve Sünnetten uzak cerbezeye dayanan amelsiz bir tarikat haline getirmişlerdir.. Tarihçiler Bektaşilikle ilgili olarak "Bektaşi dervişi olduğunu iddia edenler namazdan ve oruçtan yoksun ve mezhebi ne olduğu belli olmayan bir anlayış ortaya koymuşlardır. Bu kişilerin Hacı Bektaşi Veli'ye bağlılıkları sadece sözden ibarettir. İnanç ve amel itibarıyla hiçbir alakaları yoktur." demektedirler.


Etiketler:  Siyasi Bektaşilik Bektaşilik Hacı Bektaş Hürriyet Demokrasi
Devamını oku...
 
Asayişin Korunması
Salı, 02 Temmuz 2013
Ali CAN

Asayiş, bir yerin düzen ve güvenlik içinde olması ve orada yaşayan halkın korku içinde olmaması, herkesin hak ve hürriyetlerinin koruduğu konusunda güven içinde bulunması ve baskı hissetmemesi durumudur. Asayiş, kanun ve nizam hakimiyetinin sağlanması, güvenlik ve özgürlüğün sağlamış olmasıdır. Kanunun ve nizamın olmadığı yerde şahısların keyfi yönetimleri vardır. Keyfi yönetim baskıyı, o da itaatsizliği ve isyanı doğurur. Toplumu itaat, dirlik ve düzen içinde tutan iman ve imandan kaynaklanan itaat, haram helal duygusu, büyüklere hürmet ve zayıflara merhamet duygusudur.

İnsan hayatına ve sosyal hayata keyfilik değil, akıl gereği olan düzen ve nizam hükmetmelidir.
Düzen ahlaki ve hukuki olan şeydir. Her insanın doğuştan hakları vardır. Hukuk bu hakların korunması ve geliştirilmesi için vardır. Hukuku korumak ve adaleti sağlamak için güce ve yönetime ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaçtan devlet doğmuştur. Bu nedenle devlet hak ihlali yapamaz ve zulmedemez.

Etiketler:  Asayiş Hukuk Hak ve Hürriyetler Hürriyet Ymnetim Düzen Fert Millet Toplum
Devamını oku...
 
Kutsal Geceler ve İbadetler
Cumartesi, 18 Mayıs 2013
M. Ali KAYA
Öncelikli olarak din ile ilgililer, ister okuyan, ister ibadet eden isterse yazan olsun üç kısma ayrılır. Birincisi samimi dindarlardır. Bunlar gerçeği, dini öğrenmeye çalışır, Allah’tan korkar, Allah’ın rızasını ve ahiret yurdunu kazanmak için çalışırlar. Bunlar samimi ve ihlaslı olanlardır. İkinci kısım dinden rahatsız olan ve onu bozmak için çalışanlardır. Bunlar da inanmayanlar, inanmış gibi görünen münafıklar ve Allah’ın dinini bozmak ve değiştirmek için dine ait meseleleri irdeleyerek başka yönlere çekip inananların kafalarını karıştıran zındıklardır. Üçüncüsü de akılsız ve ahmak inananlardır ki dinde aşırılığa kaçarak dini hayatı sakal, çarşaf, kılık kıyafet ve şekil olarak kabul eden ve dinin amacını ve maksadını anlamayanlardır. Tarih boyunca bu üç zümre vardır ve bundan sonra da olacaktır.  Allah ancak samimi ve akıllı olanların ibadetlerini kabul eder ve onlardan razı olur.

Kutsal gecelerde ibadet etmenin gelenek olup dinin yerine geçtiğini iddia eden yazılar yayınlanmaktadır. Gerekçeleri de Kur’an’da emredilmemiş olması ve peygamberimiz (asm) zamanına bu günkü gibi ibadetle geçirilmemesi…
Bu konuda peygamberimiz ve ibadetlerin emredilmesi ve yapılması ile ilgili bazı hususlara açıklık getirildiği zaman bu gibi yazıların ne amaçla yazıldığı ve yazanın hangi gruba dâhil olduğu ve amacı bir derece anlaşılır hale gelir.

Etiketler:  Kutsal Geceler Berat Gecesi Miraç Gecesi Regaib Gecesi İbadet Farz Sünnet Vahy Kur'an Din
Devamını oku...
 
Yardımlaşma ve Ortaklık
Pazartesi, 13 Mayıs 2013
M. Ali KAYA
Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “İyilik ve takvada yardımlaşın, düşmanlıkta ve birbirinizi günaha sevk etmede yardımcı olmayın. Allah’ın azabının şiddetli olduğunu bilin ve Allah’tan korkun.” (Maide, 5:2) buyurmuştur. Tevhit dini olan İslâm bir olan Allah’a iman ve itaat etmeyi emrederken ihlaslı olmayı, ahiret hayatını amaç edinmeyi ve dünyada emir dairesinde hareket ederek inananlar arasında yardımlaşmayı ve insanlara hakkaniyet ve adalet ölçüleri içinde davranmayı emretmektedir.

Peygamberimiz (asm) “Mü’minler karşılıklı dostluk hukuku çerçevesinde birbirlerine acıma, şefkat ve merhamet göstermede bir vücudun azaları gibidirler. Vücudun azalarından birisi rahatsız olsa diğer azalar ondan etkilenir ve onun yardımına koşarlar.” Buyurmaktadır. Bu nedenle hicrette Medine’ye göçen muhacir sahabeleri Medineli Müslümanlarla kardeş yaptı. Medineliler de muhacir kardeşlerine her türlü yardıma hazır olduklarını gösterdiler. Bunun için Medinelilere yardımcılar manasında “Ensar” adı verildi. Yüce Allah da Kur’ân-ı Kerimde pek çok ayette onların bu durumunu överek anlatmakta ve bu davranışlarıyla Allah’ın rızasını kazandıklarını haber vermektedir.

Etiketler:  Yardımlaşma Ticaret Ortaklık Şirket Mudarebe Muzaraa Kâr Sermaye Emek
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 17 Toplam: 1531

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ