Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow İSLAMIN ŞARTLARI
Advertisement
İSLAMIN ŞARTLARI PDF Yazdır E-posta
Salı, 16 Aralık 2008
Yazı Index
İSLAMIN ŞARTLARI
Sayfa 2

M. Ali KAYA

"İslâm beş temel üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, beyt’i hac¬cetmek ve Ramazan ayı orucunu tutmak.”  (Buhari, İman, 1; Müslim, İman, 22; Nesai, İman, 13; Tirmizi, İman, 3)

Hadisin Açıklaması:
Bu hadis-i şerif, fert ve sosyal hayatta dinin yaşanması açısından çok önemlidir. Bir insanın “Müslüman” vasfını alması ancak namaz, oruç, hac ve zekâta bağlıdır. Sadece kelime-i şahadeti getirmek bir insanın Müslüman olması için yeterli değildir. (Nevevî, Müslim Şerhi, 1:152)

Bu hadis-i şerife göre bir insan İslam’ın bu temel şartlarını yerini getirmeyince Müslüman vasfını kazanamayacağını açıklamaktadır. İslamı bir binaya benzeten peygamberimiz (sav) bu binaya girmenin şartının “Kelime-i Şahadet” olarak belirlemiştir. Binanın kapısı “kelime-i şahadet”tir. Direği ise namazdır. Kelime-i şahadet getirmeyen hiç kimse bu binaya giremez. Sonra İslam binasının direkleri “beş vakit namaz” olarak belirlenmiştir. Duvarları ise Oruç, hac ve zekâttır. Zirvesi ve tavanı ise bir diğer hadis-i şerife göre “Cihad”dır. Cihadın İslam’ın şartlarından zikredilmemiş olmasının sebebi cihadın “Farz-ı kifaye” olmasıdır. İslam’ın şartları ise farz-ı ayndır.

 

1. Kelime-i Şahâdet: İslam esaslarının birincisi budur. Kelime-i şahadete kalben inanmak imandır. Kalben inanmadan dil ile söylemek münafık imanıdır. Kalben benimsemeden şeklen namaz kılmak ve oruç tutmak da “ihlâs”tan yoksun olduğu için Allah katında makbul değildir. Ama ne var ki, kalbe muttali olmak mümkün değildir. Bu sebeple peygamberimiz (sav) “Ben kelime-i şahadet getirene kadar savaşmakla emrolundum. Kelime-i şahadeti getirdikten sonra kanları malları benden korunmuş olur. Hesapları ise Allah’a kalmıştır” (Nevevî, Şerh-u Müslim, 1:177) buyurduğu için Müslüman muamelesi görürler.

2.  Namaz Kılmak: Namaz kul ile Allah arasında kurulan bir ilişkidir. Ulûhiyetin gereği kullarının kendisine itaati emretmiştir. Kulluğun gereği ise bu emre itaat etmektir. Kulun Allah’a itaatini gösteren ise namazdır. Allah’a itaatin en güzel şekli ise ibadet yönünden peygambere uymaktır. Çünkü itaat ve ibadetin en mükemmel şeklini peygamberimiz (sav) göstermiştir. Peygamberimiz (sav) “Ben nasıl namaz kılıyorsam siz de öyle kılın” (Buhari, Ezan, 18) buyurarak ibadet şeklinin kendisine uymak şeklinde tarif etmiştir.

Namazın Allah katında makbul olanı ise huşu ile kılınmasıdır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Namazlarını huşu ile kılan mü’minler kurtulmuşlardır” (Mü’minûn, 23:1-2) buyurmuştur. Huşu, kalbî ve bedenî mükemmelliği beraber ifade eden bir durumdur. Ayrıca huşu ile kılınan bir namaz insanı her türlü kötülük ve günahtan koruyacağını da yüce Allah bize haber vermektedir. (Ankebût, 29:45)

Namazı bile bile terk eden bir mü’min büyük günaha girmiş olur. Çünkü peygamberimiz (sav) “Kişi ile şirk arasında namazı terk etmek vardır” (Müslim, İman, 134; Ebu Davud, Sünnet, 15; Tirmizi, İman, 9) buyurmuştur. Peygamberimiz (sav) namazı terk eden küfre girer buyurmadı, küfür ile iman arasındaki sınır namazı terk etmektir buyurarak namazı terk edenin zamanla küfre düşmesinden korkulacağını ifade etmiştir. Bu sebeple sahabeler namazı terk etmeyi küfürle eşdeğer görürlerdi. (Tirmizi, İman, 9)

Mezhep imamları bütün hadisleri değerlendirerek namazı terk eden kimsenin küfre girmeyeceği ancak büyük günaha girerek “Fasık” damgası yiyeceğini söylemişlerdir. Dört mezhep imamı ve cumhur-u ulemanın görüşü budur.

Peygamberimiz (sav) beş vakit namazı hiç bırakmadan kılan bir mü’minin cennete kesinlikle gireceği konusunda Allah’ın ahdi ve sözü olduğunu bize haber vermiştir. Namaz kılmayana Allah’ın böyle bir sözü yoktur. Dilerse azab eder, dilerse affeder. (Müslim, İman, 10; Mesacid, 282) Bu hadis bize namazı terk etmenin küfür olmadığını; ancak büyük günah olduğunu göstermektedir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Kim Allah’tan başka ilah olmadığına ve şeriki olmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve resulü olduğuna, İsâ’nın (as) da Allah’ın kulu ve resulü ve Meryem’e ilka ettiği kelimesi ve ruhu olduğuna inanır, cennet ve cehennemin hak olduğuna şahitlik ederse ameli ne olursa olsun Allah onu mutlaka cennete alacaktır.” (Buhari, Enbiya, 47; Müslim, İman, 192) buyurmuşlardır.

Bu hadislerden yola çıkan ehl-i sünnetin imamları namazı terk etmek dâhil büyük günah işleyenlerin küfre girmeyeceğini, büyük günah işlemiş olacaklarını ve Allah’ın dilemesi ile sonunda cennete gireceklerini söylemişlerdir. Günahlar elbette derece derecedir, hepsi aynı seviyede değildir. İmanda ve küfürde, itaatte ve isyanda sonsuz mertebeler vardır. Ama ne var ki peygamberimizin (sav) hadisleri ile “Müslüman’a sövmek fısk, müslümanla müslüman olduğu için savaşmak küfürdür.” (Buhari, İman, 36) Çükü ancak kâfirler müslümana Müslüman olduğu için savaş açar. İman ve küfür mücadelesi dışında dünyevi garazlarla müslümanlar birbirleri ile savaşabilirler. Nitekim yüce Allah “Mü’minlerden iki taife birbiri ile savaşacak olsalar aralarını bulun” (Hucurat, 49:9) emretmiştir. Cumhur-u ulema namazı terk edenin ancak namazı Allah’ın emri olduğunu inkâr ederek terk edenin küfre gireceğini söylemişlerdir.


 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ