Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Müceddidler arrow Kelâmî Ekoller ve Mezhepler
Advertisement
Kelâmî Ekoller ve Mezhepler PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 19 Şubat 2009

M. Ali KAYA

Hicretin birinci yüzyılından itibaren bir takım siyasi ve itikadi tartışmaların yapıldığını görmekteyiz. Bu ihtilaflar Kelam ilminin gelişmesine katkı sağlamıştır. İhtilafların çıkmasının sebeplerini ise şöyle sıralayabiliriz: “Geleneği taklit etmek, asabiyet, liderlik sevdası, eski dinlerden gelen yorumlar ve fikirler, israiliyat, hilafet anlaşmazlıkları, felsefî eserlerin tercüme edilmesi, başka din mensuplarının Müslüman olduktan sonra da kültürlerini İslam ile yorumlama sevdası, müteşabih ayetler ve hadisler, ayet ve hadislerden dini hüküm çıkarma gayretleri ve anlayış farklılıkları” gibi hususlardır.

Ortaya çıkan mezhepleri “İtikadi Mezhepler” ve “Siyasi Mezhepler” şeklinde ikiye ayırmak mümkündür.

Selef dediğimiz ilk Müslümanlar olan Sahabe ve Tabiin doğrudan Kur’ân-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerden problemlerine çözüm bulabiliyorlardı. Sıkıntı peygamberimizin (sav) vefatından sonra ortaya çıkmıştır. Seçkin sahabelerin de vefat etmeleri ile ortaya çıkan meseleler ihtilaf konusu olmuştur. Siyasi olarak ortaya çıkan mezhepler de aslında birer dini mezheptirler. Bunları teker teker ele alacak olursak:

1. Selefiye:
Selefiye Kur’ân ve Hadisleri olduğu gibi kabul eden ve te’vile gitmeyen Sahabe ve Tabiine verilen isimdir. Başlı başına bir mezhep ve ekol değildir. Daha sonra onların izini ve sünnetini takip edenlere “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” adı verilmiştir. Bu sebeple Mezhep imamları, büyük fakihler ve hadisçiler hep Selefiye’den sayılırlar.

Başlıca Görüşleri:
1. Yüce Allah’ı layık olmadığı her şeyden tenzih etmek ve Kur’an ve Sünnetin vasfettiği şekilde tasdik etmek gerekir. Tevil ve teşbihe sapmak doğru değildir.
2. Müteşabihat konusunda tevile gerek yoktur Allah’ın muradı ve maksadına iman etmek yeterli, üzerinde tartışmak gereksizdir.
3. Nassların açık olanları ehl-i iman için yeterlidir. Müteşabihat ile meşguliyete gerek yoktur. Allah bizden amel istemektedir; amel için ise muhkem ayet ve hadisler kâfidir.
4. İslam tarihinde düşünce hayatında Selefiye genel olarak “Muhafazakâr” olarak kabul edilirler.

2. Şia:
Genel olarak Hz. Ali taraftarı olarak ortaya çıkan siyasi amaçlar taşıyan gruptur; zamanla kendi itikatlarını da oluşturmuşlardır. Çıkışı siyasi olduğu için kendi aralarında en çok bölünen ve fırkalara ayrılan bir mezheptir. İttifak ettikleri tek görüşleri ise “Hilafetin Ehl-i Beyte ait olması” hususudur.

Başlıca Görüşleri:
1. Hilafet ve imamet, namaz ve zekât gibi dinin rükünlerindendir.
2. İmamlar Nass ile tayin edilirler ve masumdurlar.
3. Ehl-i Beyt dışındaki halifeler hakkı olmadığı ve hilafeti gasp ettikleri için zalimdirler.
4. Hz. Ali Resulullah’tan sonra insanların en faziletlisidir.
5. Büyük günah işleyen kimse tövbe etmeden ölürse ebedi cehennemliktir.
6. Şia taassup ve metanetleri ile, mezheplerini yaymadaki maharetleri ile tanınırlar. İnançları genellikle Mutezile inancına benzer.

3. Hariciler:
Şia’dan olmakla beraber Hakem Olayını kabul etmeyerek Hz. Ali’ye karşı çıkan mutaassıp bir gruptur.

Görüşleri:
1. Hilafet vacip değil caizdir. Halife seçimler iş başına gelir. Adil olduğu sürece halifedir, zulmettiği zaman azli gerekir.
2. Zalim imama ayaklanmak vaciptir.
3. Büyük günah işleyenler küfre girerler.
4. Hakem olayını kabul eden kimse küfre girer.
5. Hariciler dışında kalanlar küfre girmişlerdir.
Bu mezhep bedeviyet düşüncesinin ürünü olduğu için medeniyetin gelişmesi ile ortadan kalkmıştır.

4. Mutezile Mezhebi:
Hasan-i Basrî’nin talebelerinden Vâsıl b. Ata’nın ders halkasından ayrılarak ayrı bir ekol oluşturmaya başlaması üzerine Hasan-i Basri (ra) “İ’tezele annâ Vasıl” demiş, bunun üzerine kurduğu ekole “Mutezile” denilmiştir. Emeviler döneminde gelişmiştir. Mutezile mezhebinin doğmasına sebep Kaderiye mezhebinin kaderi inkâr etmesidir. Kaderiye Allah’ın şerri yaratmayacağı düşüncesinden yola çıkarak şerri insanın yaptığına inanmaktadırlar. Bu sebeple de amellerin takdir edilmediğini düşünürler.

Mutezile birçok yönü ile kaderiyeye benzemekle beraber ayrıldıkları hususlar da vardır. Ancak Mutezilenin “Usul-i Hamse” dedikleri temel görüşleri şunlardır:

1. Tevhit: Allah’ın sıfatlarının varlığını kabul etmek Tevhit ilkesine zıttır. Sıfatları kabul etmek ise kadim olanların çokluğunu iktiza eder. Buna “Taaddüd-ü Kudemâ” adı verilir. Ehl-i Sünnet ise bu meseleyi “Allah’ın sıfatları onun ne aynıdır, ne de gayrıdır” diyerek çözüme kavuşturmuştur.

2. Adalet: Allah adildir, kullarına zulmetmez. Bu sebeple insan hürdür ve hür olduğu için iradesi ve kudreti ile kendi fiillerinin yaratıcısıdır. “Kul için hayırlı olanı yaratmak da Allah’a da vaciptir” diyerek Allah’ın iradesini nefyetmişlerdir. Böylece kader inkâr edilmiş olmaktadır.

3. Va’d ve Vaîd:
  Kişi mü’min ve itaatkâr olarak vefat eder ahirete giderse mükâfatı, günahkâr ve kâfir olarak ölürse cezayı hak eder. Mutezile ameli imandan bir cüz sayarak amelde eksiği olanı imansız saymıştır.

4. Emr-i bil-maruf ve Nehy-i ani’l-Münker:
Bu bütün Müslümanlara farzdır. İslam’ın davetinin yayılması da buna bağlıdır demiştir. Söz ve fiille bunun ifasını şart görmüşlerdir. Ne var ki Müslüman olmayana yumuşak davranan Mutezile mütefekkirleri, Müslümanlara ise günah işlemeleri sebebiyle çok katı ve sert davranmışlardır.

5. El Menzile-Beyne’l-Menzile: Ameli imanın bir cüz’ü sayan Mutezile büyük günah işleyip ölün mü’mini imandan çıkarır, ama küfre de sokmaz. İman ile küfür arasında bırakır. Tövbe etmeden öleni de kâfir sayar.
Bütün bunlarla beraber Hicri 2. Asırda ortaya çıkan Mutezile İslam düşünce sisteminin yayılmasından ve İslam Felsefesinin oluşmasında büyük rolü ve katkısı olmuştur. Ayrıca Ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebinin teşekkülüne de sebep olmuştur. Mutezile’nin fikirlerine cevap vermek amacı ile çalışan Selefiye devamı olan İslam muhakkikleri de Ehl-i Sünnet kelamının oluşmasını sağlamıştır.

5.  Mürcie Mezhebi:
“Ümit verenler” anlamına gelen Mürcie mezhebi Kaderiye ve Mutezileden sonra onların fikirlerine tepki olarak doğmuştur. Bunlar günah işleyen mü’minlere ümit vereceğiz diye ifrat ederek “Kâfire sevabı fayda vermediği gibi, mü’mine de günahı zarar vermez” demiştir.
 
Mürcie’ye göre:
1. İman marifetullahtır. Kalpte bulunur.
2. Günah mü’mine zarar vermez. Günah işlemek fısktır; ama mü’mine fasık denmez.
3. Allah va’dinden dönmez; ama vaidinden atası ile dönebilir. Allah affedicidir.
4. İmanda ziyadelik ve noksanlık olmaz. İman artmaz ve eksilmez.

6. Cebriye Mezhebi:
Cehm b. Safvân (v. 128 /745) tarafından kurulmuştur. Her şeyin ezelî takdir ile meydana gelmesini savunan Cebriye mezhebine göre insanın cüz’î iradesi yoktur. Mutezilenin tamamen zıddı bir görüşü benimsemiştir.

Görüşleri özetle şöyledir:
İnsanın irade, istitaat ve ihtiyarı yoktur. Her şey zorunlu olarak meydana gelir. Bir fiilin insana nispeti mecazidir.
1. Her şeyde bir cebir vardır. Ölüm ve kıtal konusunda sebep ve müsebbeb ayrıdır.
2. İman Allah’ı bilmek, küfür ise bilmemektir.
3. Cennet ve cehennem fanidir.
4. Subutî sıfatlar Allah’a izafe edilemez.
5. Allah’ın kelamı hadistir ve ezelî değildir.
6. Rü’yetullah mümkün değildir.
7. İstiva söz konusu değildir.

7.  Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat:
Resulullah’ın sahabelerinin takip ettiği itikad ve ameli takip eden ve ümmetin ekseriyetini teşkil edenlere verilen isimdir. Hasen-i Basri hazretleri “Ehl-i sünnet” itikadının teşekkülünde büyük rolü vardır.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat Selefiye, Eş’âriye ve Mâturudiye olmak üzere üç kısımdır. Genel olarak itikat esasları şunlardır:

  1. Eşyanın hakikati vardır ve kâinat hayal ve vehimden ibaret değildir.
  2. Allah’tan başka bütün varlıklar sonradan Allah’ın yaratması ile var olmuştur.
  3. Allah’ın zatı ile kâim ezelî ve ebedî sıfatları vardır. Bu sıfatlar zât-ı ilahinin ne aynıdır ne de gayrıdır.
  4. Peygamberimizin (sav) miracı ruh ve beden ile beraberdir ve miraçta baş gözü ile Zât-ı ilâhiyi görmüştür. Mü’minler için de Rü’yetullah ahirette ve cennette vaki olacaktır.
  5. Kader cüz’i iradenin hür bir şekilde kullanımına engel değil, bilakis muktazidir. Her şey kader ile takdir edilmiştir; ancak bu kaderi insanın irade ve hürriyetini sınırlamaz, bilakis sorumluluğun, mükâfat ve cezanın kaynağıdır.
  6. Peygamberlerin mucizeleri velilerin de kerametleri vardır ve haktır.
  7. Kur’ân kelamullahtır, kelam sıfatının tecellisidir ve sonradan yaratılmış değildir.
  8. Ahiret, cennet ve cehennem haktır ve ebedîdir.
  9. İnsanların en faziletlisi peygamberimizden (sav) sonra Hz. Ebubekir (ra) , sonra Hz. Ömer (ra) sonra Hz. Osman (ra) ve sonra Hz. Ali (ra) dır. Hilafetleri meşru olup bu sıraya göredir. Diğer sahabelerin hepsi de muhteremdir.
  10. İşlediği günh sebebi ile ehl-i kıble tekfir edilemez. Mü’mine kafir diyenin akıbetinden endişe edilir.
  11. İnanç ve akaid sahasında Resululah’ın sünnetini ve sahabelerin yolunu takip eden “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat”,  Şia, Mutezile ve Cebriye gibi fikir akımlarına ve Feslsefî düşüncelere karşı İman ve Kur’an hakikatlerini ispat ve izah sadedinde “Kelam İlmini” geliştirmiştir. Ehl-i Sünnet Kelamının iki önemli kolu olan “Eş’ârî ve Maturudî sistemli bir Akaid ortaya koymaları ancak hicrî üçüncü asrın sonlarına doğru olmuştur. Burada Ehl-i Sünnet ulemasının fikrî manada ifrat ve tefrit olan mutezile ve Cebriyeye karşı istikametli bir yol takip ettiği gibi, siyasi mezhepler olarak kabul edebileceğimiz Şia ve Haricilere karşı da istikametli bir yol takip ettiğini görmekteyiz.

Eş’ârî ve Maturudî aynı çağda yaşamalarına ve birbirlerini görmemelerine karşın slam’ın temel kaynakları olan Kitap, Sünnet ve Sahabe kavillerine dayandıkları için aralarında yorum farkından kaynaklanan çok cüz’î ayrılıkların olmasıyla beraber Mutezile, Cebriye, Şia ve Havarice karşı ortak bir yol takip ettikleri ve ittifak içinde oldukları görülmektedir.
 
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat gerçekte bir fırka olarak görülemez. Doğrudan doğruya Kur’ân ve Sünnetin özüne ve aslına sahip çıkan cumhur dediğimiz Müslüman toplumun çoğunluğudur. Sırat-ı Müstakimi takip edenlerdir. Kur’an ve Sünnet inancıdır.

Düşünce hürriyetine getirilen kısıtlamalar ifrat ve tefriti netice veren fırkaların oluşumunu netice vermiştir. İlmî İstibdad ve tekelci zihniyet sonuçta siyasi istibdadı o da islama zarar veren fırkaların doğuşunu sağlamıştır. Zararlı cereyanların ortadan kalkması ilim adamlarının insaflı ve hakperest bir yaklaşımla gerçeği araştırma ve ortaya koymalarına bağlıdır. İhtisas komisyonlarının gerçekleri araştırarak ortaya çıkarması ve kamuoyu ile paylaşımı ihtilafların ortadan kalkmasını sağlayabilir. (Münazarat, 1996, s. 22)


Etiketler:  Mezhepler Kelam Ehl-i Sünnet Cebriye Mutezile Şia Selefiye İtikadi Mezhepler
 
< Önceki   Sonraki >
ŞIA
KELAM
EHL-I SüNNET
SELEFIYE
MEZHEPLER
MUTEZILE
CEBRIYE

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ